Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ergün ARIKDAL etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

VİCDANLARIN HAREKETE GEÇMESİ

  " Vicdanlarımız bir türlü harekete geçmediği için, giderek daha fazla batağa saplanıyoruz,” saptaması da hem dünya üzerindeki diğer topluluklar hem de bizim ülkemiz için geçerlidir. Evet, olayları çok yoğun ve zorlu bir şekilde yaşıyoruz çünkü vicdanlarımız hala bir türlü harekete geçmiyor. Aslında, olayların giderek zorlaşması; batağın, pisliğin giderek artması anlamına gelmez. Tüm bunlar, vicdanlarımızın bir türlü harekete geçmeyişinden dolayı hala saklı olan o şeylerin ortaya çıkarılmasını teşvik için meydana gelmektedirler. Çeşitli doğal afetler, skandallar, terör olayları ve tüm bu yaşananlar, “ Vicdanlar , haydi uyanın!” tarzında sürekli birer ikaz, birer uyarı şeklinde devam ediyorlar. İşte, kıyamet böyle çalışır; insanlar derin bir ıstırap içinde kalarak düşüncelerinde, anlayışlarında ve hareketlerinde sürekli bir değişime ve hızlanmaya tabi tutulurlar. Zaman çok hızlanmıştır. Zaman, varoluşun temel harcıdır ve o olmadan varlık mevcut değildir. Zaman dediğimiz enerjiyle ...

Yozlaşma Alanı Nedir?

Demek ki her yozlaşma alanı, içine aldığı her şeyin kendi iç yozlaşmasını sağlıyor, içeride olanlar da kendi iç realitelerini pekiştirecek şekilde yozlaşmanın bütün etkinliklerini hissetmeye devam ediyor. Bunu şöyle de açabiliriz: Adeta yozlaşma alanı dediğimiz hususu özel bir tesir alanı olarak kabul edin. Özel bir manyetik veya özel bir radyasyon alanı gibi kabul edin. Bu radyasyon alanı içerisine giren her varlık bu radyasyon alanının taşımış olduğu imkanları, tesirleri kendi bünyesinde de aynı şekilde yaşamaya çalışır. Ve radyasyona çarpılmanın veya radyasyon zehirlenmesine uğramanın temelinde aşağı yukarı bu radyasyon alanına benzemek var gibidir. Şimdi bu yozlaşma alanın ı da bir radyasyon alanı gibi düşünelim. Çernobil olayında meydana gelen hadiseleri şöyle bir anımsayalım. Orada görünmeyen bir alan vardı, hatta hiç farkında olmadan, uzaklara kadar rüzgarlarla, yağmurlarla taşınan bir radyasyon afeti yaşandı; kendi ülkemizde de yaşadık. Tonlarca maddeyi denize dökmek zorund...

Bu devredeki zaman ve hayat... Ergün Arıkdal

Şu ana kadar kendi ayakları üzerinde durmak,kendi iradesini kullanarak geçip geldiği bütün imtihan yollarının öğreti ve tatbikat yollarının insanlığı bir eşi ve benzeri olmayan bir devre içerisine getirdiğini de görüyoruz.Yani 20.yy ve devir teslim edilecek olan 21.yy’ın bütün yaşam şekilleri, her şeyiyle,her yönüyle ,madde ve insan arasındaki münasebetleri, madde ile tabiatın kendi aralarındaki münasebetlindeki değişiklikler, bütün bu icatlar, bütün bu iletişim çokluğu,  insanların karmaşıklığı, sosyal, zihinsel ekonomik ve siyası değişimler, her türlü sanatsal gelişmeler vs hatırımıza gelen ne varsa, yani 20.yy’nin bütün unsurları, 20.yy’ meydana getiren bütün değişikler ve oluşmalar, gerçekten de tarihin hiçbir yerinde, hiçbir zaman görülmemiş olan bir devre meydana getiriyorlar. Şimdi burada bizimle beraber bulunan bir uygarlık ile bundan önce mevcut olan uygarlıkların nasıl sürekli bir değişim içerisinde kalarak, hangi olayları yaşayarak veya yaşatarak bu zamana kadar ge...

HOLOGRAMİK KARDEŞLİK NEDİR? Ergün Arıkdal'ın Kaleminden

Bunları daha henüz hazmedecek durumda değil insanlık. Bu hologramik anlayışta da aynı hazımsızlık vardır. Bir küçücük parçayla bu parçanın büyüğü aynıdır. Bunun tahlilini yapın, bunun içinde neler varsa, buradan hangi bilgiyi elde ediyorsanız, büyükten de aynı bilgiyi elde edersiniz, illâ bunu olduğu gibi incelemeniz gerekmez. Bu çok önemli bir anlayış seviyesidir, insan kendini tanırsa ve bilirse, kendi ruhsal bedeninde olan kanunları ve ilkeleri tanırsa kâinatı da tanır.  Kâinatın nasıl işlediğini, Tanrı yasalarının nasıl oluştuğunu, nasıl uygulamalar içinde bulunduğunu da anlar. Onun için, ta Sokrat'tan beri, kendini bilen Tanrısını bilir, evreni bilir, demişler. Yahut Tanrı'yı, evreni tanımak istiyorsan kendini bil manasında bu söz en eskisinden beri söylenmiş ve hâlâ daha bunun tatbikatıyla uğraşıp duruyoruz. Şuurlu olmak, farkında olmak için ikilemden kurtulmak lâzım. Ben ve sen, ben ve o değil biz hepimiz büyük bir hologramın minik parçalarıyız burada. Kendimizde ...

Mekânlar, Varlıkların İçindedir -Ergün ARIKDAL

Bir dinleyicimiz, “İnsan zihninde, cenneti de cehennemi de yaşar, deniyor. Biz Bcenneti ve cehennemi zihnimizde nasıl yaşarız, bu nasıl bir haldir, böyle hal yaşayan insanlar var mıdır?” diye sormuş. Bu, “zihnimizde yaşama” meselesi; huzur veya huzursuzluğumuzun, güven veya güvensizliğimizin, mutluluk veya mutsuzluğumuzun, acımızın, ıstırabımızın sorumlusunun kendimiz olduğunu ifade etmektedir. Birçok üzüntümüz, bütün büyük ıstıraplarımız kendi kendimize yarattığımız bir cehennem hayatıdır. Tabi burada cinaslı olarak başka bir şey daha var. Aslında varlık dünyada enkarne olduktan sonra birçok halet yaşar, birçok birikimi vardır. Kendine göre yaratmış olduğu psişik şuuraltında, derin şuuraltında birtakım kayıtlar bulunur. Bunlar onun, vicdanı vasıtasıyla veya ahlak duygusu, günah duygusu vasıtasıyla kaydetmiş olduğu şeylerdir ve bedeninden ayrıldıktan sonra da kaybolmazlar. Bunlar beyinle beraber mezarlıkta kalacak değillerdir. Bütün hepsi beyne kaydolur ve beyin vas...

Hisler Üzerine-Ergün ARIKDAL

Hislerimize çok dikkat etmek ve onları çok iyi eğitmek zorundayız.Çünki hisler netice itibariyle bizim kullanabilmemiz için bir enerji yaratır,en büyük fonksiyonu budur.Kullanmamız gereken enerjiyi yaratan enerji kaynaklarından biridir hisler.Bu hisler ya yaratıcı mahiyette olur ya da yiyici mahiyette olur.Öyle hisler vardır ki bizi yer bitirir,tüketir,enerji çeker.Biz bunlara enerji yiyiciler diyoruz.Yiyici tipte olan hisler vardır,bir de üreten hisler vardır.Tamamıyla yen i enerji üretir ve bu üretilen enerji hem kendisine hem de etrafındaki insanlara sonsuz derecede fayda sağlar.Demek ki hisleri de kontrol altına almamız gerektiği vakit muhakkak düşünmemiz gereken hususların tüketen ,yiyen ,bitiren negatif nitelikte veya yaratan ,mütemadiyen çoğalan pozitif mahiyette olup olmadığıdır.Kendi hislerimizle kendimizi tanıma yolunda yaptığımız çalışmalarda birtakım hislerle,amaçlarla,niyetlerle hareket ettiğimiz vakit acaba bu duygularımız enerji tüketen bir şey midir,yoksa gerçekte...